• https://www.facebook.com/mylife.kocluk
  • https://www.twitter.com/dersimizrobotik
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

MyLife Danışmanlık ve Koçluk Merkezi

Telefon : 0505 767 58 85
               0216 347 60 03
                

istanbul Üsküdar Kadıköy Bakırköy de Psikolojik Danışmanlık
istanbul Kadıköy, Acıbadem, Üsküdar, Koşuyolu, Beylikdüzü, Bakırköy Danışmanlık Merkezlerimizle Psikolog Pedagog Aile Evlilik Çift Terapistleri hem de Danışmanlarımızla Hizmetinizdeyiz. 0533 373 81 23
Online veya Yüzyüze Hamile Lohusa Bebek Çocuk Psikolojik Danışmanlığı istanbul
Hamilelik döneminde psikolojik destek almak bebeğin sağlığı açısından stresin en alt düzeye indirilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda gebelikte psikolojik destek almak, kaygı ve endişelerin de azalmasına yardımcı olur.
Bebek ve çocuklar için psikolojik destek almanın faydaları nelerdir?
Pedagoga hamilelik döneminde bebeğin aileye gelişi konusunda, kardeşinin bebeği kabullenme sürecini destek olacak tavsiyeler almak, bebek bakımı ve gelişimi hakkında bilgi almak için gidilmelidir.
Ergenler hangi durumlarda uzman psikolog desteği almalıdır faydaları nelerdir?
Gece korkuları, Fobiler, Kaygı bozukluğu Parmak emme (bebeklik dışında) Tırnak yeme, Öfke ve saldırganlık Altını ıslatma, Dışkı kaçırma veya tutma,Kekemelik, Tikler, Yalan söyleme ,Çalma vb...
Uzman Klinik Psikolog Şakir ERNAS kimdir?
Uzman Klinik Psikolog Şakir ERNAS kimdir?Lisans eğitimimi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü olarak bitirdikten sonra Yüksek Lisan eğitimimi Klinik Psikolojisi üzerine tamamladım 0533 3738123
Psikoterapi Hizmetlerimiz
Bireysel, Çocuk, Ergen, Erişkin, Flört, Aşk, Sözlülük, Nişanlılık ve Evlilik - Aile - Çift- Cinsel Terapileri ile istanbul Üsküdarda Kadıköyde Acıbademde Bakırköyde Fatihte Acıbademde Koşuyolunda hizmetinizdeyiz. 0533 373 81 23
Koçluk Hizmetleri
Yaşam Koçluğu, Aile Koçluğu, Kariyer Koçluğu - Medya ve Oyuncu Koçluğu, Sporcu Koçluğu - Öğrenci Koçluğu, Eğitim Koçluğu - İlişki Koçluğu - Yönetici Koçluğu - Yatırım Koçluğu ,Finans Koçluğu için Whatsapp 0544 724 36 50
Eğitim Seminerleri
Zeka Testleri, Psikolojik Testler, Akıl Oyunları, Robotik - Boşanma, Çocuk Psikolojisi - Öğrenci Koçluğu, Aile Koçluğu, Yaşam Koçluğu - Eş Seçimi, Sınav Kaygısı, Hamilelik - Evlilik Öncesi Eğitimleri 0533 373 81 23

Gizli Hipnotik Dil Kalıpları

Karşınızdaki insanın ruh halini, dilediğiniz yöne çekmenizi sağlayacak özel, sözel sırlar vardır. Hipnotik Dil Kalıpları kavramının kökeni varsayımlardan oluşur. Bu sözlerinizin ardında gizlenen, asıl niyettir.

Örneğin; "Sanırım hızlı okuma yeteneğin sayesinde bu kadar çabuk öğreniyorsun‟ dediğinizi düşünelim. Bu cümledeki varsayım, hızlı öğrenmeyi sağlayan bir şeyler olduğudur. Bu da tahminen hızlı okuma yeteneğidir. Bu örtülü varsayımların Hipnotik bir gücü vardır. Genellikle, dikkatle kurulmuş cümlelerde, karşıdaki insanın beyninin hemen farkına varacağı ve sorgulamadan kabulleneceği bir çok varsayım bulunur. 

Bir başka örnek daha vermek gerekirse; "Bu özel rapor üzerinde çalışmaya başlamadan önce bir şeyler atıştıralım, olur mu?‟ Bu cümlede, söz konusu kişinin o "özel rapor‟ üzerinde çalışacağı varsayılmaktadır. Bu arada, cümlenin sonundaki "olur mu" ya dikkat ettiniz mi? Bu, genellikle başın evet anlamında yukarı aşağı sallanması eşliğinde kullanılan bir yönlendirme tekniğidir. Karşınızdaki insan bu isteğinize genellikle onay verecektir.

Hipnoz araştırmaları yapan insanlar, bir insanı belirli ruh hallerine sokmanın, hipnozcunun dilediği şey hakkında düşünmeye başlamasını (ürününüzü satın almak, sunduğunu hizmetlerden yararlanmak, sizin adayınıza oy vermek, projenize yardımcı olmak) sağlamanın çeşitli yöntemleri bulunduğunu tespit etmiştir. Bir şeyi hayal etmek, o şeyi elde etme ya da ondan uzak durma sürecinin ilk adımıdır. Ardından, bize ürünlerimizi ya da hizmetlerimizi satın alma, önerimize onay verme, o andaki hedefimizi gerçekleştirme konusunda ne yapmayı düşündüklerini anlatmalarını isteriz. İnsanlar, sırf sordunuz diye, size düşüncelerinin gizli şifrelerini açıklamaz. Bu amaçla, geçerliliği bilimsel olarak kanıtlanmış teknikleri büyük bir ustalıkla kullanabilmeniz gerekir. Bunlar, karşı tarafın size uyum göstermesi konusunda inanılmaz sonuçlar doğurabilen özel sözcükler ve cümlelerdir. İnsanların sizin önceden belirlediğiniz yargılara ulaşmasını sağlayan ifadelerin bir kısmını aşağıda bulacaksınız.

Hipnotik Dil Kalıplarını Tekrar gözden geçirelim;

• Akıl verecek değilim ama…

• Ne düşünüyorsunuz?

• Bilmek isteyeceğinizi düşündüm…

• Karar vermenize yardımcı olacak…

• Mecbur değilsiniz.. • Kimi insanlar nedense..

• Bilemiyorum…

• Görmek ister miydiniz?

• Bazıları.. • Olsaydı…

• Seçmeniz gerekseydi..

• Hiç gördünüz mü?...

• Neler olabileceğini bir hayal edin…

• İlgileniyor musunuz?

• Size yöntemini gösterseydim…

• Bilemezsiniz..

• Acaba?

• Sizce de öyle değil mi?

• Siz de öyle hissetmiyor musunuz?

Sırf bu kelimeleri kullanmanız, elbette ki, karşı tarafın istediğiniz şeyi yapacağını garantilemez. Bu sözleri söylerken kullandığınız ses tonu, sesinizin hızı gibi şeyler de çok önemlidir. Bu ifadeleri farklı iş ortamlarında elinizden geldiğince kullanarak alıştırma yapın ve izleyin bakalım neler oluyor…

Gizli Hipnozun en yaygın ve etkili araçlarından biri, Dil Kalıplarıdır. Eğer bir insanın sizi kolayca ikna ettiğini düşünüyorsanız; büyük olasılıkla konuşmasının içine gömülü bazı dil kalıpları vardır. Dil kalıplarını kullanan bazı kişiler, bu kalıpları kullandıklarının farkında bile değildir. Üstelik bu yöntemi doğaçlama kullandıkları için, teknik kullanıcılardan daha başarılı olurlar. Konuşma dilimiz, iletişimin en etkin araçlarından biridir. Bu aracın doğru kullanımı, iletişimin de daha verimli olmasını sağlar. Konuşma sırasında sadece hangi sözcüklerin kullanıldığı değil, bunların sıralaması, birbirine bağlanma şekli ve tonlamaları da önem taşır.

Aynı sözcüklere, farklı sıralama veya tonlamalar kullanarak birbirinden çok farklı anlamlar yüklemek mümkün olur. Örneğin “Oku da baban gibi, eşek olma!” ve ”Oku da, baban gibi eşek olma!” cümlelerinde aynı sözcükler, aynı sırayla kullanıldıkları halde; sadece virgülün -yani duraklamanın- yerinin değişmesiyle vurgular değişmekte ve birbirinden çok farklı anlamlar ortaya çıkmaktadır. Sözlü iletişimle ilgili en önemli noktalardan biri, karşımızdaki kişinin tepkisel davranışlarının farkında olmaktır.

Eğer kurduğumuz cümleler, karşımızdaki kişiyi suçlayıcı bir ifade taşırsa, o kişi otomatik olarak savunmaya geçecek, büyük olasılıkla söylediklerimizin önemli bir kısmını dinlemeyecek ve anlamayacaktır. Dil kalıpları, işte bu gibi durumlara düşmemek; hatta tam tersine, karşımızdakini incitmeden, savunmaya geçmeye zorlamadan onu da bizim gibi düşünmeye yönlendirmenin, ikna etmenin yollarını göstermektedir. Dil Kalıpları barışçıldır. Doğru ve yerinde kullanıldığı zaman, insanlar arasındaki iletişimi üst boyutlara çıkarabilir. Ancak bu güç, art niyetle kullanıldığı zaman olağanüstü zararlara neden olur.

Aşağıdaki örnek cümlelerde kullanılan dil kalıbı ögeleri koyu renkle yazılmıştır:

• Acaba herşeye kızmaktan vazgeçtiğinde, ne kadar anlayışlı biri olacaksın, merak ediyorum.

• Belki de bu sorunu çözmeyi herkesten çok sen istiyorsun.

• Büyük ihtimalle zaten biliyorsun ki, bu arsa kısa bir süre içinde prim yapacak.

• Hayal edebiliyor musun, sigarayı bıraktığında, ona harcamak yerine biriktireceğin parayla bir araba bile satın alabilirsin.

Dil kalıplarını öğrenmek sadece kendinizi savunma olanağı sağlamakla kalmaz; aynı zamanda size, her alanda, çok güçlü bir karşılıklı iletişim aracı verir.

Dinlenmek ve İkna için MİLTON Dil Kalıpları “ Dilde birtakım genellemelerden, silmelerden ve çarpıtmalardan faydalanarak dili ustaca belirsiz kullanma sanatıdır. Böylece belirsiz dille karşımızdakini ikna etmenin yollarını arar ve başarılı bir iletişim kurarız. Bunlar aynı zamanda hipnotik dil kalıplarıdır. İkna psikolojisinde milton model dil kalıplarının önemli bir yeri vardır. ”

Milton Model Dil Kalıpları Dilde birtakım genellemelerden, silmelerden ve çarpıtmalardan faydalanarak dili ustaca belirsiz kullanma sanatıdır. Böylece belirsiz dille karşımızdakini ikna etmenin yollarını arar ve başarılı bir iletişim kurarız. Bunlar aynı zamanda hipnotik dil kalıplarıdır. İkna psikolojisinde milton model dil kalıplarının önemli bir yeri vardır. Bu dil bilinçli zihinle bilinçaltını birbirine geçirir, dikkati dağıtır, bilinçaltına ve diğer kaynaklara girişi mümkün kılar. Bunları itirazları uzaklaştırmak, arzu edilen iletişim sonuçlarını elde etmek için günlük iletişimimizde kullanabiliriz.

Örneğin, "Hepinizin başarılı olacağına inanıyorum" derken o kişilerin bilinçaltına başarılı olma telkini yaparız. Bilinçaltı dilini öğrendiğinde herkes insanların bilinçaltıyla etkin biçimde konuşabilir. Bir mesaj iletmenin en iyi yolu onu karşımızdakinin bilinçaltına iletmektir. Bilinçaltına ulaşan mesaj bilinçli beyne ulaşandan çok daha güçlü, heyecan verici ve çok daha inandırıcıdır. Bilinçli beynin mantığı ile bilinçaltının mantığı birbirinden çok farklıdır. Bir gün bir çiftçiyle oğlu çiftlikte günlük işlerini yaparken bir at çıkagelmiş. Adam atın üstünde herhangi bir damga görememiş.

At insanlardan fazla kaçmadığı için onun yarı vahşi bir at olduğunu ve ehilleştirirken sahibinden kaçtığını düşünmüş. Atın üstüne binmiş. Oğlu da bir başka atla onu takip etmeye başlamış. At çiftlik çıkışında bir yola sapmış ve bir süre gitmiş. Sonra yandaki gölü görmüş ve su içmek için yoldan çıkmış. Su içmeyi bitirince çiftçi onu tekrar yoluna sokmuş. Bir süre daha gittikten sonra bu sefer atın karnı acıkmış ve çimenlik bir yer görmüş. Yemek molası için yine yoldan çıkmış. Karnını doyurunca çiftçi onu tekrar yoluna geri sokmuş. Bu şekilde at birkaç kez daha yoldan çıkmış. Her seferinde çiftçinin onu yola sokması kolaylaşıyormuş. Sonunda akşamüstü bir çiftliğe gelmişler. Çiftliğin sahibi yanlarına gelmiş ve şaşkınlıkla bağırmış. "Bu benim atım. İnanamıyorum. Peki, beni nasıl buldunuz?" Atın üstündeki çiftçi aşağıdaki adama bakmış ve şöyle demiş, " Ben bulmadım. At kendisi buldu. Benim tek yaptığım onu yolunda tutmaktı."

Nasreddin Hoca Türk tarihinde milton model dil kalıplarını en güzel kullanan ustalardan biridir. Aşağıdaki olayda da bunun en güzel örneklerinden birini vermiştir: Bir gün Nasreddin Hoca bir yemek davetine gider ve orada çok yemek yer. Yemek biter ve Nasreddin Hoca ev sahibine dönerek, "Elhamdülillah, çok doydum. Daha artık bir gram bir şey yiyemem" der. Hocanın tatlıya düşkünlüğünü bilen ev sahibi hocaya küçük bir şaka yapmak ister ve yemek bitiminde on kişilik sofranın ortasına koca bir tepsi baklava getirir. Tepsiyi gören hoca, baklavaya uzanmak ister ki tam o sırada ev sahibi hocaya dönerek, "Hocam hani bir gram daha yiyecek durumda değildiniz, şimdi ne oldu?"deyince hoca ev sahibine şöyle cevap verir: "Siz kalabalık bir sofrada yemek yerken birden içeri padişah girse ve sofrada hiç yer olmasa kalkıp ona yer vermez misiniz?" Bunun üzerine sofradakiler bir taraftan kahkahalarla gülerken; bir taraftan da baklava tepsisini hocaya doğru uzatırlar.

A-) Gizli Emirler. Bunlar daha geniş cümle yapısı içinde yer alan emir veya yönlendirme kalıplarıdır. Emir kipinden kimse hoşlanmaz. Gizli emirler, karşımızdaki kişiye, yapmasını istediğimiz şeyleri emir kipi kullanmadan söyleme sanatıdır.

Örneğin: İnsanlara, "Bunları kafana takma, boş ver" demek yerine, "Hadi gel seninle biraz dolaşalım, açık havada kendini daha rahat hissedersin, hele deniz kenarında bir çay içersek bak o zaman kendini ne kadar rahatlamış hissedeceksin" dediğimizde kişinin bilinçaltına rahatlaması için gizli bir emir göndermiş oluruz. İnsanlardan bir şey isterken, "Bana bir su getir" demek yerine, "Bana bir bardak su getirir misin?" demek daha olumlu bir etki yapar.

Bir Dilencinin Mesajı Bir bahar gününde Brooklyn köprüsünde kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "doğuştan kör" yazılıymış. Dilencinin önünden yüzlerce kişi geçip gidiyormuş ama, kimse de dilenciye para vermiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Dilencinin önündeki tabelayı almış ve arkasına bir şeyler yazıp, tekrar dilencinin önüne bırakmış. Ne olduysa olmuş, gelip geçen ve tabeladaki bu yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya para atmaya. Yani bir cümle yetmiş bu kadar kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar para ile dolup taşmasına. İşin ilginç yanı bu cümle sadece şu şekildeymiş: "Çok güzel bir bahar günü. .. Ama ben çiçekleri göremiyorum."

B-) Negatif Emirler. "Şimdi kırmızı bir fil düşünme" dediğimizde beynimiz sadece bu cümle içerisindeki vurgulanan kısmı alır ve ister istemez kırmızı bir fil düşünürüz. Bunun sebebi olumsuz eklerin beyine gitmemesidir. Örneğin, "Ben artık çikolata yemeyeceğim" diyen kişi bilinçaltına yalnızca çikolata mesajını gönderir ve çikolatayı daha çok yer. Bir kişinin bana daha çok bilgi vermesini istiyorsam kendisine şöyle derim: "Bana her şeyi anlatmayabilirsin, sadece anlatmak istediğin şeyleri anlatsan da sana yardımcı olurum". Bunları söylediğimde karşımdaki kişinin bilinçaltına "anlat" mesajını vermiş olurum ve bu kişi genellikle bana her şeyi anlatmaya başlar. İki ortaktan biri, uzun bir buruna sahip olduğundan burnuyla ilgili ciddi kompleksleri vardır.

Diğer ortak uzun burunlu arkadaşını yemeye davet eder. Adam eve gider ve eşine, "Yarın akşam ortağım eve yemeğe gelecek, lütfen burunla ilgili bir söz söyleme" der. Kadıncağız ertesi günün endişesiyle uyuyamaz. Burun olayını kendisine dert eder. Ertesi gün titizlikle kadıncağız akşama kadar hazırlık yapar. Her şey mükemmel olmalıdır. Fakat içinden burun konusundaki endişeleri ve sıkılganlıkları atamamıştır. Akşam olur, misafir eve gelir. Kadın, kendi telaşından ve dikkatli olayım endişesinden dolayı büyük bir stres yaşamaktadır. O sırada da küçük kızları adamın karşısında oturmakta ve sürekli onun burnuna bakmaktadır. Kadın çay servisini yaparken kızının muzur bir şekilde güldüğünü görünce birden telaşlanır. Hemen kızını odasına gönderir. Tam o sırada çay için şeker vermediğini görür. Ve derhal şeker kâsesini eşinin ortağına uzatarak şöyle söyler: "Burnunuza şeker alır mısınız?" Burada kadın sürekli olarak burundan bahsetme endişesine odaklanmış ancak bilinçaltı sadece "burun" kelimesini alarak olumsuz eki algılamamıştır.

C-) Tepkisel Önermeler. Bir soruya kelimesi kelimesine cevap verilmesini değil de o soruyla ilgili bir tepki verilmesini sağlayan sorulardır. Örneğin: Karşımızdaki kişiye, "Kapı kilitlendi mi?" diye bir soru yönelttiğimizde aslında ona kibarca, "Kapıyı kilitlemediysen git ve kilitle" mesajını vermiş oluyoruz. Aşağıdaki hikâyede ise zeki bir çocuğun bir padişahı ustaca yönlendirmesi tepkisel önermelere güzel bir örnektir: Sultan Mahmud, yolda gördüğü bir çocuğa bir altın verdiğinde, çocuk onu almamış. Sultan, büyük bir merakla bunun sebebini sorduğunda, çocuk, "Sultanım! demiş. Annem ve babam bu altını gördüklerinde, 'Onu mutlaka çaldın' diyerek bana kızarlar." Sultan Mahmud: "O zaman kolayı var" diye yol göstermiş. "Bunu bana padişah verdi" dersin. Çocuk, "Hele o zaman hiç inanmazlar" diye atılmış. Ve çocuk şunu söylemiş: "Annem ve babam, eğer padişah verseydi, bu kadar az vermezdi derler." Bu cevap üzerine Sultan Mahmud, çocuğun bu inanılmaz zekâsını bir kese altınla ödüllendirmiş.

D-) Sebep-Sonuç Bağlantıları. Bir sebebi bir sonuca bağlarken nedensellik belirten kelimeler kullanırız.

Bunlar: " -iken, -dıkça, bu yüzden, sırasında, önce, sonra, boyunca" gibi sözcükleridir

DİLİ DOĞRU, GÜZEL VE ETKİLİ KULANMANIN ÖNEMİ

İnsanlar, düşünceler, nesneler, dilin aracılığıyla kavranır. İnsan, dil aracılığıyla kendini ifade eder. Dil üzerinde düşünülür ve dil bir' düşünce odağı gibi kabul edilirse dilin düşünce yaşamını zenginleştireceği görülür. Dilde oluşabilecek kirlenme, millî kültür yapısını bozar.

Dil ne kadar' iyi tanınıyor, ne kadar iyi kullanılıyorsa iletişim o kadar' iyi olacaktır. Bu yüzden dili doğru ve etkili kullanmak önemlidir. Dili doğru, güzel ve etkili kullanmak için sözcüklerdeki seslerin doğru telaffuzuna, vurgu ve tonlamalara, kullanılan sözcüklerde aynı ve yakın sesleri kullanmamaya, ses olaylarına uymaya dikkat edilmelidir.

Tonlama Cümlelerde, vurgudan başka, bir söyleyiş özelliği daha vardır. Anlatıma düşünce, duygu coşkunluk, yumuşaklık, sertlik ayrıntıları katmak için seslerde yükselip alçalma, perde değişikliği gibi değişiklikler yapılır; buna tonlama denir. Bir' şiir ya da düz yazı içeriğine göre tonlama yapılarak okunmalıdır. Bir sözcük her cümlede farklı anlamlara gelebilir. Anlamları tam verebilmek için tonlamaya dikkat etmek gerekir. Cümlelerdeki "ancak" sözcüğü farklı anlamda kullanılmıştır, tonlamalarının da farklı olması gerekir. Bu işi ancak o çözer. (yalnızca) Çok çalıştı ancak yarışmayı kazanamadı, (fakat) Bu üç poşeti ancak taşıyabilirim, (olsa olsa Dili etkin kullanmak insanın amaçlarına ulaşmasındaki en önemli etkendir.

Tarih boyunca dili etkin kullanarak milyonlarca kişiyi peşine takan liderler ve olağanüstü başarılara imza atan insanlar vardır. Aşağıda bir cariyenin amacına ulaşmak için dili nasıl etkin kullandığını ve Yavuz Sultan Selim gibi bir padişahla nasıl evlendiğini okuyacaksınız. Yavuz Sultan Selim doğu seferine çıkmadan önce otağ kurulur ve hizmetine bir câriye verilir. Câriye padişahın hizmetini yaparken kısa bir süre içinde padişaha âşık olur. Ne yapacağını düşünürken, bütün cesaretini toplar ve sabahleyin Yavuz Sultan Selim çadırından çıkınca yastığının üzerine şöyle bir not bırakır, "Derdi olan neylesin?" Akşam Yavuz Sultan Selim bu notu okur ve hemen altına kendi de bir not yazar: "Derdi olan söylesin." Sabah çadıra giren câriye padişahın notunu okur ve yeni bir not yazar: "Korkuyorsa neylesin?" Akşam mesajı alan Yavuz Sultan Selim yeni bir mesaj yazar: "Korkmasın, tez söylesin." Ertesi sabah bu mesajı alan câriye bütün cesaretini toplar ve derdini padişaha anlatır. Cariyenin tavrından ve cesaretinden çok etkilenen padişah onunla evlenmeye karar verir.

DİLİMİZİ YANLIŞ KULLANMAK İLETİŞİM PROBLEMLERİNE YOL AÇAR

Dili doğru kullanmak, kurallarına uygun kullanmak önemlidir. Çünkü toplumların yozlaşması dilin bozulmasıyla başlar. Bu bozukluk düşünce sistemimizi de etkiler. Düşünce sistemimizdeki bu değişiklikler eskiden beri gelen temel ahlak prensiplerine kadar bizleri etkileyebilir.

Daha yüzeysel incelersek, günlük hayatta daha çok karşımıza çıkacak sorun, bazı kesimlerin dili doğru kullanmamasından kaynaklanan anlaşamama sorunudur. İnsanların sahip oldukları dili kurallarına uygun kullanmaması kendilerini başkalarına ifade etmelerini zorlaştırır ve güzel dilimizin yerini saçma, başka dillerden alıntı yapılırken o dili de çirkinleştiren ifade şekilleri kaplamaktadır.

Dili doğru kullanmak, kurallarına uygun kullanmak önemlidir. Çünkü toplumların yozlaşması dilin bozulmasıyla başlar. Bu bozukluk düşünce sistemimizi de etkiler. Düşünce sistemimizdeki bu değişiklikler eskiden beri gelen temel ahlak prensiplerine kadar bizleri etkileyebilir. Daha yüzeysel incelersek, günlük hayatta daha çok karşımıza çıkacak sorun, bazı kesimlerin dili doğru kullanmamasından kaynaklanan anlaşamama sorunudur. İnsanların sahip oldukları dili kurallarına uygun kullanmaması kendilerini başkalarına ifade etmelerini zorlaştırır ve güzel dilimizin yerini saçma, başka dillerden alıntı yapılırken o dili de çirkinleştiren ifade şekilleri kaplamaktadır.

Linguistic (Dil) Duyu organlarımızla aldığımız mesajlar sinir sistemi için bir dil oluşturmaktadır. Dil olmadan düşünceyi zihinde canlandıramaz ve insanlarla iletişim kuramayız. Kendi iç iletişimimizde de dili kullanırız. Kendimizle ve başkalarıyla iletişim kurarken kullandığımız kelime ve cümleler bizi mutluluğa ve başarıya götürebildiği gibi büyük bir umutsuzluğa da sürükleyebilir. Bu yüzden dili etkin kullanmak çok önemlidir. Linguistic, kişinin kendisi ve diğer insanlar ile iletişimini kapsamaktadır. Bu kapsamda kişinin kendi kendine söylediği olumlu veya olumsuz sözleri, davranışlarına yansımaktadır.

Diğer insanlar ile kurduğu iletişimde kullandığı dil de kişinin düşünce yapısı ile tutum ve davranışlarının bir neticesidir. Dil, insan deneyimlerine anlam kazandırmak ve bu deneyimleri kendisine ya da başkalarına iletmek için kullanılmaktadır. Dili kullanma biçimi, insan kimliğinin ve düşünce biçiminin dışavurumudur. “Linguistic” sözcüğüyle, anlayışı etkileyen ve iletişimin çoğunun dayalı olduğu dilsel modeller kastedilmektedir. Dil olmadan bilinçli düşünceyi zihinde canlandırmak zordur. İnsanın duyu organlarıyla aldığı mesajlar sinir sistemi için bir dil teşkil etmekte ve bundan dolayı da deneyimler sözcük, kelime ve sesle anlamlandırılmaktadır.

SÖZEL OLMAYAN MESAJLAR VE TAŞIMASI GEREKEN ÖZELLİKLER:

Yüz yüze iletişimde bilerek veya kontrolsüz biçimde, sözel olmayan iletişim yoluna başvurup, jest ve mimiklere dayalı mesajın gönderildiği sık görülmektedir. Jest ve mimikler,toplumun kültürel yapısına göre anlam kazanır. Bazen uzun cümlelerin anlamını basit bir harekete sığdırmak mümkündür. Eğer gönderilen mesaj, sözel olmayan bir mesaj ise, öncelikle mesajın anlamı, ilişki sistemi içerisinde anlaşılır olmalıdır. Kültürel yapıya uymayan veya anlamı kavranmayan sözel olmayan mesajlar, iletişimde kullanılamaz..Her ortamda sözel olmayan mesajın gönderilmesi uygun değildir. Uygunluk mesajın içeriği açısından düşünüleceği gibi, geliştirilen ilişki açısından da düşünülmelidir. Belirli bir sosyal yapı içerisinde sözel mesaj yerine, sözel olmayan iletişim kullanılması, alıcı ile kaynak arasında anlaşmayı sağlasa bile, izleyicilerce yanlış algılanabilir ve istenmeyen iletişim engellerinin dogmasına yol açabilir.Sözel olmayan mesajın bir başka özelliği de, tanımının tam yapılmış olmasıdır. Bir toplumda belirli alt kültürel gruplarda geçerli olan, ancak kültürel yapı içerisinde evrensel olmayan jest ve mimikler vardır. Bu tür sözel olmayan mesajların iletişimde kullanılması halinde etkin iletişim sağlanamayabilir. O halde sözel olmayan mesajla, etkin iletişimi sağlamak için jest ve mimiklerin kaynak ve alıcılarca tanımlanmış olması gerekir.

İLETİŞİM: İki birim arasında birbiriyle ilişkili mesaj alışverişine denir.

SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİM

Ses tonu ve vurgu

Beden dili o Yakınlık ve mesafe

Giyim kuşam o Zamanındalık

SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİMİN İŞLEVLİĞİ

Tamamlama

Tekrarlama

Düzenleme

Yerine Geçme Tamamlama: Sözel bir mesajı pekiştirmek. Örn: Koçun bir danışana aferin demesi ve danışanın omzuna elini koyması. Düzenleme: Sözel mesajların akışını düzenlemek amacıyla sözel olmayan mesajlar kullanmak.

Örn: Toplantıda konuşmakta olan yöneticinin söz almak isteyen üyeye eliyle bekle işareti yapması. Yerine Geçme: Sözel mesajın yerine onu karşılayan sözel olmayan mesajın kullanılması.

Örn: Patronun geç kalan işçiye kızması sonucunda işçinin suçunu kabullendiğini ifade etmek için başını öne eğmesi.

Tekrarlama: Bir mesajı hem sözel hem de sözel olmayan şekilde ifade etmek.
Örn: Bir toplantıda bir üyenin hem elini kaldırıp hem de söz almak istediğini söylemesi.

SES TONU VE VURGU

SESİN SÖZSÜZ İLETİŞİMDEKİ ROLÜ Sözlü iletişimde, konuşan kişilerin seslerinin tonu, ritmi, yükselip alçalması, monotonluğu, tınısı gibi özellikleri duyguları aksettiren ve çoğu kez sözcüklerin anlamına ışık tutan sözsüz iletişim öğeleridir. Günlük yaşamda sıradan ilişkilerdeki konuşmalarda söylenenleri anlamak için daha çok sözcüklere dikkat edildiği sanılır.

Oysa iletişimde bulunan kişilerin birbirleri üzerinde yarattıkları izlenimle söylenenlerle ilgili yorumlamada sesin özellikleri önemli rol oynar. İletişimin %70‟ini sözsüz, %30‟unu ise sözel iletişim oluşturur. Ses, konuşmayı sağladığından, sözlü iletişimin temelidir. Ancak sesin, sözsüz iletişimin gerçekleşmesinde önemli payı vardır. Konuşma sırasında, insanın, o andaki coşkusal durumunu, konuşmadaki tutum ve niteliğini, kişiliğinin bazı yönlerini en iyi sesi açığa vurur. Tembel mi, dikkatsiz mi, vurdumduymaz mı, iyimser mi? Karşıdakiler doğru ya da yanlış, bu tür niteliklerinizi sesle yorumlama eğilimindedirler. Bu nedenledir ki, çoğu zaman insanların söyledikleri değil, söyleyiş biçimleri de önem kazanır. Bu sesin ton, tempo, rezonans ve yükseklik gibi niteliklerinin sonucudur. Güzel bir sesin farkına varılmaz. Çünkü böyle bir ses ve doğru bir telaffuz amaçlanan işi dikkati çekmeden yaptırır. Dikkat çeken, akılda kalan sesler ise büyük çoğunlukla hoş olmayan seslerdir. Ancak ses etkisiz olduğu zaman fark edilir. Ses tonu, yalan söylerken ya da korkuyu saklarken kişiyi ele verebileceği gibi, söylediklerini doğrulayan bir tanıklıkta yapabilir. Öyle ki yasal olarak genel geçerliliği olmamasına karşın insanların seslerini analiz ederek gerçek mi yoksa yalan mı söylediğini saptayan bir aygıt yapılmıştır.

SES TONU

Çok görevlilik, dilde görünüşteki söz dizimi ile gerçek söz dizimi arasında bir farklılaşma, ayrışma yapar. Başka bir deyişle dil bilgisi yapısının dışında bir anlamı vardır. Bu nedenle kaynak dilin söz dizimi yanında ses tonu, mimik, jest ve hareketlerle alıcıya vereceği bilgilerin gerçek anlamını aktarmaya çalışır. Alıcı da kaynaktan gelen bilgilerin söz dizimi dışında, gerçek bilgiyi alabilmek için kaynağın ses tonunu, mimiğini, jestini, hareketini, hatta içinde bulunduğu durumu, kişilik yapısını değerlendirmek zorundadır. Ses tonunun kesinliği, sertliği ya da yumuşaklığı iletinin çözümünü ve anlamını değiştirir. Kesin ve sert bir tonla sorulan; “Neden böyle yaptın?” sorusunda savunucu, sert bir tepki oluşmasına karşın, aynı soru yumuşak bir tonla sorulduğunda güven ve ilgi belirten bir tepki alınır.

VURGU

Ses tonu yanında konuşmada ve okumada sözcükler ve tümcelere canlılık katan, renk veren ikinci bir ses öğesi vurgudur. Vurgu, sözcükleri oluşturan hecelerin birbirinden farklı biçimde seslendirilmesidir. Bu seslendirme, baskılı, canlı, dik, yumuşak olabilir. Böylece sözcüklere ilişkin duygulanım ve coşku durumları daha doğru ve iyi biçimde aktarılmış olur. Genel olarak tümce içinde vurgulanan sözcük, tümcenin en önemli sözcüğü olup tümceye bu vurguya göre anlam verir. “Ben sizin oradan aldığınızı gördüm.” tümcesi sözcükler vurgulanmadan söylediğinde bir durumu bildirir. Aynı tümcede “Ben” sözcüğü vurgulanırsa başkasının görmediği; “sizin” sözcüğü vurgulanırsa başkasının olmadığı; “oradan” sözcüğü vurgulanırsa başka yerden olmadığı; “aldığınızı” sözcüğü vurgulanırsa yadsımaya, “gördüm” sözcüğü vurgulanırsa duraksamaya, kuşkuya yer olmadığı anlaşılır. Bazı hece ve sözcüklerin vurgulaması ya da uzatılması, anlamda bir alay, kuşku, küçümseme, duraksama belirtir.

SES TONU VE VURGUNUN ÖZELLİKLERİ

Anlamı belirginleştirir.

Konuşmanın ikna edici gücünü arttırır.

Dinleyicinin dikkatinin kaybolmasını önler.

Konuşmayı daha etkili hale getirir.

Kişinin psikolojik durumunu yansıtır.

Anlamı Belirginleştirme Bir tümcenin aynı zamanda birden fazla görevi yüklenmesi kaynak tarafından o tümcenin kullanılmasındaki asıl amacı saptırabilir.

Örnek olarak bir iş yerindeki yöneticiyi ziyarete gelen bir tanıdığa yöneticinin, “Bugün işim çok.”dediğini düşünelim. Bu tümcede dilin belirtme, eylem, bildirme, yaptırma görevlerinden biri, birkaçı ya da hepsi birden kullanılmış olabilir. Alıcı, yani ziyaretçi tarafından bu durumun değerlendirilmesi, kaynağın kişilik yapısından konuşma sırasındaki ses tonuna, mimik, jest ve hareketlerine, alıcıyla arasındaki dostluk bağına ve süresine kadar birçok değişkene bağlıdır. Dolayısıyla bu değişkenler anlamın belirginleşmesini sağlar.

Konuşmanın ikna Edici Gücünü Arttırma Mesela politikacıları ele alalım. Güvenilir, yeterince güçlü bir ses tonu ile yerli yerinde vurgular kullanarak topluluğunun dikkatini çekmek için uğraşırlar. Bu yüzden de sözcüklerin her hecesine belirtme tonu verirler. Yurt-taş-la-rım beni -iyi-din-le-yin...

Dinleyicinin Dikkatinin Kaybolmasını Önleme Bir konuşmayı en sıkıcı hale getiren şey monoton bir sestir. Konuşmacı eğer hep aynı tonda bir ses kullanırsa dinleyicinin konuya olan ilgisi azalacaktır. Çünkü monoton bir ses beyni de monoton bir ortama sokar. Bunu önlemek için konuşmacı konuşma boyunca sesini yükseltip alçaltmalı ve gerekli yerlerde dinamikliğini göstermelidir.

Konuşmayı Daha Etkili Bir Hale Getirme Ünlemli sözcükler, tümceler, konuşmalar, konferanslar, söylevler, şiir matineleri, tiyatro oyunları ses tonunun kullanılışıyla ya anlam ve önem kazanır ya da kimsenin ilgisini çekmeyen bir söz kalabalığı olarak kaybolup giderler. Tiyatroda bir tabir vardır. “Metinde yazanlar tiyatronun iskeletini oluşturmaktadır. Metne can veren esas unsur ise oyuncunun ta kendisidir.”

Gerçekten de tiyatroyu tiyatro yapan, etkili bir hale getiren metin değil oyuncunun beden hareketlerini, jest ve mimiklerini ve ses tonunu en etkin biçimde kullanmasıdır.

Kişinin Psikolojik Durumunu Yansıtma Ses tonu, kaynağın duygulanım durumunu sözcüklere ve tümcelere yansıtır. Kendini acındırmak isteyen, merhamet dileyen insan, anne, baba, kardeşim, arkadaşlar gibi sözcüklerin birinci hecesini daha ezgili ve uzatarak söyler.

2. BEDEN DİLİ

Karşımızdaki kişilerle iletişim kurarken sadece sözcükleri kullanmayız. Zaten iyi bir dinleyici de iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil; eli, kolu ve bedeniyle yaptıklarını da duyar. Çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı ve sesin tonu gibi sözsüz mesajlar kullanılarak da iletişim kurulabilir. Biz bu iletişim tarzına sözel olmayan iletişim diyoruz. Eğer beden dilimize önyargısız ve cesaretle yaklaşırsak birçok görüşme ve karşılaşmanın sonucunu başarılı kılmamız mümkün olur. Duyguların ve düşüncelerin kelimelere dökülmediği durumlarda bunu çok açık olarak hissederiz. Böyle anlarda bir bakış, başın dönüşünü kavrayan bir jest, savunucu bir mimik binlerce kelimeden daha fazla anlam taşır. Zaten insanlar kelimeleri, genellikle gerçek duygu ve düşüncelerini gizlemek için kullanırlar.

o Göz Teması ve Gözler

o Yüz İfadeleri ve Mimikler

o El ve Kol Hareketleri

o Baş Hareketleri

GÖZ TEMASI VE GÖZLER

Vücudun odak noktası olduklarından ve gözbebekleri bağımsız hareket ettğinden, iletişim işaretleri arasında en açıklayıcı ve doğru bilgi vereni gözlerdir. Bir kişiyle konuşurken dikkat edilecek en önemli noktalardan biri; nereye baktığımızdır. Doğrudan kişiye bakmak, karşımızdaki kişiye samimiyetinizi iletmenize yardımcı olur ve vermek istediğiniz mesajın etkisini artırır. Yere bakarak veya gözlerinizi kaçırarak konuşmanız, karşınızdaki kişinin üstünlüğünü kabullenme olarak yorumlanacaktır.

Bazı göz hareketleri ve anlamları şöyledir:

o Birisi dürüst değilse veya bizden bir şeyler gizliyorsa bakışları bizimkilerle toplam zamanın üçte birinden daha az oranda süreyle karşılaşacaktır.

o Bakışlarınız, karşınızdakinin bakışlarıyla toplam zamanın üçte ikisinden daha uzun süreyle karşılaşıyorsa bunun iki anlamı vardır: Ya “ Sizi çok ilginç veya çekici buluyordur.” ya da “ Size karşı saldırgan bir tavrı vardır.” deriz.

o Bakışlarınız, karşınızdakinin bakışlarıyla toplam zamanın üçte ikisinden daha uzun süreyle karşılaşıyorsa ve gözbebekleri de büzüşüyorsa; size karşı sözel olmayan bir meydan okumada bulunuyor demektir.

o Gözbebekleri, belli ışık durumları ve kişinin ruh haline göre büyür veya küçülür. Heyacanlanan birisinin gözbebekleri dört katı büyüyebilir ya da tam tersine sinirlenen, olumsuz bir ruh haline sahip bir insanın gözbebekleri küçülebilir.

YÜZ İFADELERĠ VE MİMİKLER Mimikler sözel olmayan iletişimin temel öğesi, duygu ve coşkuların yüze yansıtılması, Yüzde anlatım bulmasıdır. Mimiklerin oluşmasında yüz kaslarının hareketi, kasılıp gevşemesi önemli rol oynar. Yüz kaslarının bir bölümü içgüdü ve dürtülere bağlıdır, doğuştandır. Yüz kaslarının hareketleri mimiklerle birlikte anlam ve renk bulur. Şaşkınlık, endişe, korku, sevinç, mutluluk, öfke ve kızgınlık başlıca temel yüz ifadeleridir. Temel yüz ifadelerinden şaşkınlık ve korku durumunda kaşlar yukarı kalkarken; endişelendiğimiz, ilgilendiğimiz ve kızdığımız anlarda ise kaşlarımız aşağı inecektir. Üzüntünün veya kızgınlığın gülümseyen bir ifadeyle ya da sevincin çatık kaşlarla ifade edilmesi uygun düşmez ve bir anlam ifade etmez. O yüzden insan ilişkilerinde hiçbir şey belki yüz ifadesi kadar önemli ve anlamlı olamaz.

EL VE KOL HAREKETLERİ,

Eller insanın kendini ifade etmesinde en duyarlı ve en etkili organıdır. Bir çocuğun parmağının ucunda bir santimetrekarede 6000 sinir hücresi bulunmaktadır. Bu inanılmaz kapasite ile insan, parmakları arasındaki bir saç kılını veya bir toz zerreciğini algılayabilmektedir. Bazı el ve kol hareketleri ve anlamları şöyledir;

Elleri Ovuşturma İnsanların olumlu beklentilerini ilettikleri sözel olmayan yollardan birisidir. Örneğin bir oyunda zar atan biri ya da yeni ve karlı bir işe başlayan bir kişi kazanma umudunu göstermek için ellerini ovuşturur.

Kenetlenmiş Eller Kişinin olumsuz bir hareketini dizginlemeye çalıştığını gösteren, hayal kırıklığı anlamına gelen bir davranıştır.

Ellerin Sert Kullanılması Ellerin sert bir şekilde kullanılması sert bir mizaca sahip insan portresi ortaya koymaktadır.

Baş Parmağın Parmağa Sürülmesi Başparmağın işaret parmağına veya parmak uçlarına sürtülmesi, para beklentisini ifade eder.

 Baş Parmak Gösterme Başparmak gösterme karakter güçlülüğü, ego, egemenlik, üstünlük ve tamam anlamlarına gelir.

Kol Kavuşturma Her iki kolun göğüs hizasında birleştirilmesi olumsuz bir tavrı ve savunmaya geçildiğini gösterir.

El Sıkışma Karşılaşıldığında ve ayrılırken kullanılan ellerin kilitlenerek sallandığı harekettir. El sıkışma avuç içinin yönüne göre üç mesajı ifade eder. Bunlar üstünlük, boyun eğme ve eşitliktir. Üstünlük belirten el sıkışı karşıdaki kişiye göre avuç içinin hafif yere dönük olmasıdır. El sıkışırken avuç içinin hafif yukarı dönük olması karşıdaki kişinin üstünlüğünü kabul etmek anlamına gelir. Güvenli ve dengeli bir el sıkışma, ellerin dik olarak ve avuçların birbirlerini bütünüyle kavramalarıyla gerçekleşir. Her iki kişi de kendi varlığını hissettirmiş olur.

BAĞ HAREKETLERİ

En yaygın olarak kullanılan iki tanesi onay için baş sallama ve reddetmek için başı yana sallamaktır. Başın sağa sola sallanması ve yukarı kaldırılması hayır, yukarı aşağı sallanması evet anlamına gelir. Bazı baş hareketleri ve anlamları şöyledir: o Başımızı hafif sallamamız karşımızdaki kişiye anlaşıldığı hissi verir. o Kafa bir yana doğru eğildiğinde kişinin ilgilenmeye başladığı anlaşılır. o Her iki elin başın arkasında kavuşturulması, kendilerine güveni olan ve bir konuda kendilerini baskın ya da üstün hisseden kişilerin yapmış olduğu bir harekettir.

NEDEN BEDEN DİLİ

Başkaları üzerinde olumlu bir etki yaratarak amacımıza ulaşmaktır. o Karşımızdakileri daha iyi anlayarak etkili bir iletişim kurmak o Kendi beden hareketlerimizi denetleyerek sosyal ortamlara daha çabuk uyum sağlamak o Başkalarının gerçekte ne söylemek istediğini anlamak o Karşımızdakilere duygu ve düşüncelerimizi en etkin biçimde anlatmak o Kendimizi yeterli ve doğru biçimde ifade edebilmek. o Hedef kişi veya grupları rahatlıkla etkileyebilmek ve ikna edebilmek. 

GİYİM VE GÖRÜNÜM

Giysiler insanı kapatmaktan çok açarlar, örtmekten çok içteki asıl kişiliği meydana çıkarırlar. Giyim örnekleri kişisel kimliğin işareti olarak her zaman önem taşımıştır. Bu yüzyılda her on yıllık dönemin kendine özgü bir giyim tarzı vardır. Bu tarz o dönemin sosyal, politik, ekonomik ve teknolojik durumu hakkında çok şey anlatmaktadır.

GİYİNMENİN TEMEL MOTİFLERİ

Sergileme Çoğu sosyal durumdan başkasının eli ve yüzü dışında vücudunun fazla bir bölümünü göremeyiz. Vücutla değil, giysiler yoluyla yapılan sergilemeye karşılık veririz.

Sosyal Doğruluk Bir düğünde ne giymemiz gerektiğini biliyorsak kuralları biliyor oluşumuzdan dolayı üstünlük hissederiz. 

İffet Vücudun açıkta kalan yerlerin sosyal ve kültürel geleneklerimize göre utanç verici ve yakışıksız durum oluşturmamalıdır.

KIYAFET SEÇĠMĠNĠN NEDENLERĠ

Ahlaki tehlikeden korunma o Doğa unsurlarından korunma o Düşman çevreden korunma o Grup kimliliği o Ulusal kimlik o Moda ve anti-moda o Meslek o Yasa gereği o Statü. 

GÖRÜNÜġ VE BEDEN DĠLĠ ARASINDAKĠ ĠNCE ÇĠZGĠ Görünüş ve beden dilinin arasında her zaman açık bir ayrım yoktur. Dış görünüş ve beden dili genel olarak farklı bilgiler verseler de, bu bilgilerin önem düzeyi eşittir. Bazen beden dili ve görünüş aynı bazen de ters yönlü işaretler verebilir. Bu durumda gözler devreye girmelidir. Göz teması kolaylıkla „görünüş‟ kolonuna konulabilir. Eskiler „gözler ruhun aynasıdır‟,demişlerdir. Gerçekten de gözler bilinçaltını, yani ruhu ya da asıl kişiliği ortaya çıkaran en önemli organdır. Örneğin bir insan yalan söylüyorsa mutlak gözlerini sizden kaçıracak ya da gözleri aşırı hareketlenecektir. Kısaca insan rol yapabilir, diliyle, beden diliyle yalan söyleyebilir ama gözleriyle asla.

DURUMA UYGUNLUK

Aşırı ya da normalden kaçan bir alışkanlık özel olarak dikkat ister. Örneğin ciddi bir iş görüşmesinde giyilen normal dışı mini etek kaşların kalkmasına neden olabilir. Kadının iyi niyeti, büroya uygun davranmayı bilmesi görüşmede cinselliği ön plana çıkardığı gerçeğini değiştirmeyebilir. Ne var ki erkek arkadaşıyla yemeğe giderken giydiği aynı etek kafalarda aynı soruyu uyandırmayabilir. Fark mini eteği onaylayıp onaylamadığımızda değil, kıyafetin hangi duruma uygun giysi olduğunda yatmaktadır. İnsan görünüşünün her yanı o insanın duyguları, inanç ve değerleri hakkında çok şey söyler. o Fiziksel karakteristikler o Süs, mücevherat o Makyaj o Takılar o Giyim, kuşam o Hijyen o Kıyafet üstündeki logo, resim o Bölgesel üslup o Cinsel uyaranlık Bütün bu özellikler insan özelliğini yansıtan özelliklerdendir. Örneğin kıyafet üstündeki logo ya da resim o insanın inanç ve değerleri hakkında pek çok şey söyleyebilir. Ama kesin yargıya ulaşmamak gerekir. Yine örnek olarak taranmamış saçlar, özensiz giyim genellikle ihmalkârlık değil, bilinçli bir seçim olabilir. Bu özelliğini değiştirmek istemeyen insanların aslında çok güçlü bir iradesini ve toplumsal beklentilere savunucu tutumunu gösterebilir. Kadınlar için; Etek-ceket ya da pantolon-ceket iş görüşmeleri için uygun seçim olacaktır. Etek ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır. Yine çok abartılı, dar ve iddialı kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Sade ve zarif aksesuarlar kullanılabilir. Saç ve makyaj da abartıdan uzak olmalıdır. Erkekler için; Koyu renkli, ütülü bir takım elbise ve bunu tamamlayacak bir kravat uygun tercih olacaktır. Saç, sakal, bıyık tıraşı olunmalı, temiz ve bakımlı görünmelidir.

4. YAKINLIK VE MESAFE

Durulan ya da oturulan yer kişinin algılayışını etkiler. İlişki çok samimi ise daha yakın olunur. Eğer kişi bir iş başvurusu için gelmişse mülakatçıya yakın oturması rahatsızlık arz edebilir. Çünkü mülakatçı dokusal ve kokusal kanallar yerine görsel ve işitsel kanalları kullanma beklentisi içindedir. Mesafeyi genel olarak dört başlık altında inceleyebiliriz; 

MAHREM MESAFE

Gövdeden 35 cm‟lik bir çapı insanlar kendi mallarıymışçasına kullandıkları için tüm bölgeler arasında en önemlisi budur. Vücut temasına ya da çok yakın duruşlara olanak veren mesafe, çok yakınlık duyulan kişiler için izin verildiği zamanda ve ölçüde geçerlidir. Yeni tanışılan birinin omzuna el koymak veya sarılmak olumsuz duygular beslemesine yol açabilir. İnsanların yanınızda rahat olması için onlara mesafeli davranmak gerekir.

SAMİMİ MESAFE

Gövdeden 40–80 cm arasında değişen çaptır. Yakın arkadaşlar, akraba, tanıdıklar genelde bu mesafeden iletişimde bulunurlar. Genel yerlerde birbiriyle samimi mesafe içinde duran iki insan ya da iki arkadaş, karı-koca ya da nişanlı olduğu düşünülür.  

TOPLUMSAL MESAFE

Resmi ilişkilerin gerçekleştiği mesafe 80 cm ile 2 m arasında değişir. Bu mesafe içinde ilişkinin başlangıcında ve sonunda olabilen el sıkışma gibi bir temas dışında fiziksel yakınlık söz konusu değildir. Genelde bu mesafede satıcılarla müşteriler ve işyerinde çalışan kişiler arasındaki konuşmalar sürdürülür. Bir işyerinde patron işçiyi çağırdığında işçi, patronunun otorite olarak görmesinin ve ona duyduğu saygının derecesine bağlı olarak patronla arasındaki sosyal bölgenin en uç sınırlarında durmaya çalışır.  

YABANCILAR İÇİN MESAFE

Toplumsal mesafenin bittiği noktadan başlayan mesafedir. Genelde yabancılar için geçerli olan bu mesafe tanıdık kişiler söz konusu olmadığında uzak durma/mesafe koyma isteğini yansıtır. Aradaki mesafe 10 m.yi aştığı zaman karşılıklı ilişki daha zorlaşır. Her kültürde bu mesafe sınırları farklıdır. Örneğin; Araplar ve Meksikalılarda bu mesafe daha geniştir.

KOÇLUĞA BAĞLAMAK

Koçluk Süreci-Koçluk kişisel bir görüşme ile başlar (ister yüz yüze ister telekonferans yöntemi ile). Böylece kişinin var olan olanakları ve girişimleri öğrenilir, koçluk ilişkisinin kapsamı belirlenir, harekete geçmek için öncelikler ayarlanır ve ulaşmak istenilen sonuçlar oluşturulur. Takip eden koçluk seansları, önceden belirlenmiş zaman süresinde tamamlanmak üzere, yine yüz yüze ya da telefonla yapılabilir. Planlanan koçluk seansları arasında kişilerin öncelikli hedeflerine ulaşmalarını desteklemek için belirli hareketleri yapmaları istenebilir.

Koç kişinin düşünme ve harekete geçmesini desteklemek üzere bazı makaleler, yapılacaklar listesi, değerlendirmeler ya da metotlar şeklinde ek kaynaklar verebilir. Koçluk ilişkisinin sürekliliği kişinin ihtiyaçları ve tercihlerine bağlı olarak değişebilir.

1- Koçluk nerede gerçekleşecektir? Çoğu koç danışanın ofisine gelmesini ve yüz yüze görüşmeyi tercih eder. Danışanın kendi mekanında koçluk yapmak daha zordur bu nedenle mümkün olduğunca kendi ofisiniz yada ona ait olmayan bir mekeanda danışmanlık yapmak daha doğru olacaktır.

2- Ne kadar Ücret almalıyım? Bunu belirlemek zordur. Bu ülkeden ülkeye ve hangi alanda koçluk yaptığınıza bağlıdır. Bu nedenle saatlik aylık yada seans başına veya da bir şirkete yapıyorsanız piyasa araştırması yapıp kendinize bir ücretlendirme tablosu hazırlaya bilirsiniz.

3- Yazılı bir anlaşma ile çalışmak şartlarınızı ve danışanınızın beklentilerini şüphede bırakmaz kesinlik oluşturur ve sizin profosyönel bir çalışma yapmanızı sağlar.



9534 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Öğrenci Koçu Kimdir? Öğrenci Koçluğu Nedir?
AlışSatış
Dolar32.486832.6170
Euro34.601234.7398
istanbul Çocuk Ergen Psikolojisi